top of page

Çocuğumun Duygularını Duyabiliyor Muyum?


Çocuklar sözcüklere kavuşana kadar olan dönemde bebekle yakın bir bağ içinde olan bakımverenler bebeğin ağlamalarını, yüz ifadelerini ve davranışlarını bir anlama kavuşturma işlevi görürler. Psikanalist Wilfred Bion'un "alfa işlevi (alpha function)" olarak adlandırdığı kavram da tam bu işlevdir. Alfa işlevi, bakımverenin çocuğun duygusal deneyimlerini anlamlandırmak ve onlara karşılık vermek için kullandığı içsel bir işlevdir. Bu dönemde bakımveren, çocuğun ağlama, gülme, korkma gibi duygusal ifadelerini algılayarak onları sözcüklere dökerek anlamlandırmaya çalışır. Bu süreç, çocuğun duygusal gelişimini desteklerken aynı zamanda duygusal bağın güçlenmesine de katkı sağlar.


Bebeğin zihninde yaşadığı duyguların sözel bir karşılığı yoktur. Bakım verenler de hangi ağlamanın acıktığı, hangi ağlamanın gaz sancısı çektiği veya hangi türden ifadenin canı sıkıldığı anlamına geldiğini bebeğin yerine anlamlandırıp bunları sözcüklere kavuştururlar. Bakımverenin bunu yapabilme becerisi birçok faktöre bağlıdır. Bunlardan biri kendi ebeveynlerinin bunu ne ölçüde yerine getirebildiğidir. Eğer bakımverenin kendi ebeveynleri bu anlama kavuşturma işlevini yeterince iyi şekilde yerine getiremediyse kişi bir yetişkin olarak da duygularını anlamlandırmakta ve söze dökmekte zorlanıyor olabilir. Dolayısıyla bebeği için de bu işlevi yerine getirmekte güçlük yaşayabilir. Ancak bakımveren kendi bebekliği sırasında yaşadığı duyumların sözcüklere dökülebildiği ya da bir tür anlama kavuşup ihtiyaçlarının yerine getirildiği bir deneyim yaşayabildiyse kendi bebeğine bunu sağlaması da daha mümkündür. Bunun yanı sıra etrafından ne ölçüde destek görebildiği, hayatında kaygı veren durumların olup olmaması da sözcüklere sahip olmayan bebeğini anlayabilme kapasitesini etkileyebilir. Örneğin doğumdan çok kısa süre sonra işe başlaması gereken, bakımla ilgili kısıtlı sosyal desteği olan ya da başka çocukları olan anneler için bebeğin ihtiyaçlarını duyabilmek ve bunlara karşılık verebilmek daha zor olabilir. Bu gibi mecburi zorluklarda ebeveyn önce kendine iyi gelebilecek, duygularını düzenlemesine yardımcı olacak destekler arayabilir. Böylece çocuğunun duygularını duyabilmesi ve anlamlandırması da kolaylaşabilir.


Ortalama 2 yaştan itibaren ise çocuklar sözel ifade becerisine sahip olurlar. Ancak bu yine de duygularını yeterince ifade edebiliyorlar anlamına gelmez. Aksine bu dönemdeki çocuklar bir yanıyla bağımsızlaşma arzusu içindeyken, bir yandan da yoğun ayrılık kaygıları yaşıyor olmaları sebebiyle bu çatışmayı anlamakta ve ifade etmekte zorlanarak zaman zaman öfke ve ağlama krizleri yaşayabilir. Bu dönemin “terrible two” diye anılmasının bir sebebi de budur. Bu dönemlerde yine bakımverenin çocuğun duygularını duyması zorlaşabilir, zira sakinleşmekte zorlanan bir çocuğun karşısında ebeveynin kendi duygularını düzenlemesi de daha zor olabilir. Bu dönemlerde sıkça ağlayan ve sakinleşmekte zorlanan çocuk sanki inatlaşıyormuş gibi gözükse de, bakımverenlerin çocuğun çelişkili duygularını düzenlemekte zorlanıyor olduğunu aklında tutması, çocuğunun duygularını anlamlandırmasına da yardımcı olabilir. 


Okul dönemi ve bunu takip eden ergenlik yıllarında ise bağımsızlaşma ve kendi kimliğini inşa etme süreci hız kazanır. Bu dönemdeki çocuk için akademik kaygılar, akranlarla olan meseleler ve romantik ilişkiler gündemi kaplayabilir. Böyle zamanlarda çocuklar bir yandan ebeveynlerinin desteğine ve onayına ihtiyaç duyarken diğer yandan özerk olmaya ve mahremiyetlerine saygı gösterilmesine ihtiyaç duyarlar. Ebeveynler ise hem çocuklarını korumak hem de onların sınırlarına saygı duymak arasında gidip gelebilir ve bu ikircikli hal çocuklarının duygularını duymalarını zorlaştırabilir. Böyle zamanlarda ebeveynin ara ara durup kendi endişelerine alan açması, bunların ne ölçüde makul ne ölçüde irrasyonel olduğunu değerlendirmesi faydalı olabilir. Klişe olsa bile “oksijen maskesini önce kendimize takmak” çoğu zaman çocuğunuzun ihtiyaçlarını duyabilmek ve karşılayabilmek için ilk adım olabilir. Örneğin özerkleşme ihtiyacı olan bir ergenin ebeveyni artık kendisine ihtiyaç duyulmuyor veya çocuğu onu artık eskisi gibi sevmiyormuş gibi hissedebilir. Ancak çocuğun ondan bağımsızlaşmasına dair duyulan bu türden bir endişe çocuğun ihtiyaçlarını ve duygularını görmeyi zorlaştırabilir. Tam da bu sebeple başta da bahsedildiği gibi ebeveynin belirli dönemlerde kendi ana-babasından gördüğü göremediği, duyulduğu duyulamadığı yerlere dönüp bakması iyi bir fikir olabilir. Bazen kişinin bunu kendi başına yapması zordur. Eğer ebeveynlik konusunda zorlandığınızı, kendi geçmiş yaşantılarınızın ve duygularınızın ebeveynliğinizi olumsuz etkilediğini düşünüyorsanız bir uzmandan destek almak iyi olabilir.


Yazar: Klinik Psk. Özlem Tanrısever

 

Comments


© 2022 by Amae Psikoloji

bottom of page